Kültür Sanat
İzmir’de yarım asırlık geleneksel halıcılık zanaatı dünyaya açılıyor
İzmir’in Selçuk ilçesinde geleneksel kök boyalı el dokuma halılarını dünyadaki saraylara ve müzelere ulaştıran zanaatkâr Osman Can, yarım asırlık aile mesleğini yaşatıyor. Seri üretim ve sentetik ipliklere karşı doğal malzemelerle üretim y…

HIZLI ÖZET
Bu haberde öne çıkanlar
- İzmir’in Selçuk ilçesinde geleneksel kök boyalı el dokuma halılarını dünyadaki saraylara ve müzelere ulaştıran zanaatkâr Osman Can, yarım asırlık aile mesleğini yaşatıyor.
- Seri üretim ve sentetik ipliklere karşı doğal malzemelerle üretim y…
İzmir’in Selçuk ilçesinde geleneksel kök boyalı el dokuma halılarını dünyadaki saraylara ve müzelere ulaştıran zanaatkâr Osman Can, yarım asırlık aile mesleğini yaşatıyor. Seri üretim ve sentetik ipliklere karşı doğal malzemelerle üretim yapan Can, bin yıllık Türk halı kültürünü geleceğe taşıyor.
Babası tarafından uyarılmasına rağmen ticarethanesinde köklü bir değişim kararı alarak doğal boya ve el eğirmesi yünlerle üretime başlayan Osman Can, bu ısrarlı yolculuğun Budapeşte Parlamento Binası ve Romanya’daki tarihi Kara Kilise başta olmak üzere uluslararası müzelere uzanan bir başarıya dönüştüğünü belirtti.
Kültür mirası
Geçmişten bugüne aktarılan motiflerin önemini anlatan Can, babasıyla aralarında geçen süreci şu sözlerle aktardı:
"Babam ’Çok zor bir iş, altından kalkamazsın; boyayı, modeli, dokuyucuyu bulmak imkansız’ dedi. ’Her şeyini kaybedersin’ diye uyardı. Ama ben denemek istedim. İnsanlar yaşarken hayır yapar, öldükten sonra da arkalarında ’hasenat’ kalır. Ben bu halıları geleceğe bıraktığım birer kültür mirası, birer hasenat olarak görüyorum."
On altıncı yüzyıl motiflerinin yer aldığı koleksiyonda güç ve iman betimlemelerinin işlendiğini aktaran Can, "Burada anlatılan betimleme güç, erkeklik ve imandır. İki tane Anadolu aslanı figürü yer alır. Osmanlı döneminde şehzadelerin ve kaptanların Çin kumaşlarına dikilen bir tür muskanın halıya yansımasıdır. Çocukların güçlü, imanlı olması ve korunması için işlenen bir simgedir" dedi.
Ürünlerinde kaliteyi ön planda tuttuğunu belirten Can, yıllar önce bir müşterisiyle yaşadığı anıyı ise şöyle aktardı:
"30 yıl önce Alman bir müşterim ’Neden senden halı almalıyım’ diye sordu. ’Bende halılar ucuz’ dedim. ’Ucuz iyi bir kelime değil, herkes söyleyebilir’ dedi. ’Benimkiler çok güzel’ dedim, ’Her yerde güzel halı var’ dedi. Sonra ’Bu halının içinde senden ne var? Senin bu mesleğe kattığın ne var’ diye sordu. O gece sabaha kadar uyuyamadım. O sorunun cevabı, beni bu işi en mükemmel haliyle yapmaya itti."
Seri üretime karşı durduklarını vurgulayan Can, "Doğal boya ve el eğirmesi yün kullandığımız için halılarımız adeta şifa dağıtıyor. Siyatiği, romatizması olan bir insan bu halının üzerine yattığında, dokunduğunda vücuduna bir dinçlik geliyor. Biz parayı hedeflemedik. Kendimi Salvador Dali’ye benzetiyorum; kazandığımız her kuruşu Ar-Ge’ye, boyayı daha mükemmel yapmaya yatırıyoruz. Belki biz yaşarken zengin olamayacağız ama bu halıları alanlar gelecekte çok değerli eserlere sahip olmuş olacaklar" ifadelerini kullandı.
Sürdürülebilir tasarımlar
Mesleğin geleceğe taşınması amacıyla aileye katılan şehir plancısı gelini Hatice Can ise geleneksel sanatı sürdürülebilir tasarımlarla buluşturduklarını belirterek, "İki nesildir aktarılan bu büyük deneyime hazır konmak yerine, sürdürülebilirlik esasıyla yeni bir şeyler üreterek sektöre girmeyi tercih ettim" dedi.
Babası tarafından uyarılmasına rağmen ticarethanesinde köklü bir değişim kararı alarak doğal boya ve el eğirmesi yünlerle üretime başlayan Osman Can, bu ısrarlı yolculuğun Budapeşte Parlamento Binası ve Romanya’daki tarihi Kara Kilise başta olmak üzere uluslararası müzelere uzanan bir başarıya dönüştüğünü belirtti.
Kültür mirası
Geçmişten bugüne aktarılan motiflerin önemini anlatan Can, babasıyla aralarında geçen süreci şu sözlerle aktardı:
"Babam ’Çok zor bir iş, altından kalkamazsın; boyayı, modeli, dokuyucuyu bulmak imkansız’ dedi. ’Her şeyini kaybedersin’ diye uyardı. Ama ben denemek istedim. İnsanlar yaşarken hayır yapar, öldükten sonra da arkalarında ’hasenat’ kalır. Ben bu halıları geleceğe bıraktığım birer kültür mirası, birer hasenat olarak görüyorum."
On altıncı yüzyıl motiflerinin yer aldığı koleksiyonda güç ve iman betimlemelerinin işlendiğini aktaran Can, "Burada anlatılan betimleme güç, erkeklik ve imandır. İki tane Anadolu aslanı figürü yer alır. Osmanlı döneminde şehzadelerin ve kaptanların Çin kumaşlarına dikilen bir tür muskanın halıya yansımasıdır. Çocukların güçlü, imanlı olması ve korunması için işlenen bir simgedir" dedi.
Ürünlerinde kaliteyi ön planda tuttuğunu belirten Can, yıllar önce bir müşterisiyle yaşadığı anıyı ise şöyle aktardı:
"30 yıl önce Alman bir müşterim ’Neden senden halı almalıyım’ diye sordu. ’Bende halılar ucuz’ dedim. ’Ucuz iyi bir kelime değil, herkes söyleyebilir’ dedi. ’Benimkiler çok güzel’ dedim, ’Her yerde güzel halı var’ dedi. Sonra ’Bu halının içinde senden ne var? Senin bu mesleğe kattığın ne var’ diye sordu. O gece sabaha kadar uyuyamadım. O sorunun cevabı, beni bu işi en mükemmel haliyle yapmaya itti."
Seri üretime karşı durduklarını vurgulayan Can, "Doğal boya ve el eğirmesi yün kullandığımız için halılarımız adeta şifa dağıtıyor. Siyatiği, romatizması olan bir insan bu halının üzerine yattığında, dokunduğunda vücuduna bir dinçlik geliyor. Biz parayı hedeflemedik. Kendimi Salvador Dali’ye benzetiyorum; kazandığımız her kuruşu Ar-Ge’ye, boyayı daha mükemmel yapmaya yatırıyoruz. Belki biz yaşarken zengin olamayacağız ama bu halıları alanlar gelecekte çok değerli eserlere sahip olmuş olacaklar" ifadelerini kullandı.
Sürdürülebilir tasarımlar
Mesleğin geleceğe taşınması amacıyla aileye katılan şehir plancısı gelini Hatice Can ise geleneksel sanatı sürdürülebilir tasarımlarla buluşturduklarını belirterek, "İki nesildir aktarılan bu büyük deneyime hazır konmak yerine, sürdürülebilirlik esasıyla yeni bir şeyler üreterek sektöre girmeyi tercih ettim" dedi.
Kaynak: İHA



